Bilgi

Su Nedir? Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Nelerdir?


Su; renksiz, kokusuz, saydam ve içerisinde çözünmüş kimyasal maddeler bulunduran bir sıvıdır. Yeryüzünde en yaygın olarak bulunan kimyasal bileşiktir. Kimyasal yapısı hidrojen ve oksijenden (H2O) ibarettir. Sıvı halde bulunan bileşiklerden mol ağırlığı en düşük olanıdır. Yoğunluğu saf haldeyken 1 g/cm³’tür. İyi bir çözücü olduğundan bileşiminde daima çözünmüş kimyasal maddeler bulunur. Doğadaki su bu nedenle hiçbir zaman saf olarak bulunmaz.

Saf su; mineraller, tuzlar ve diğer yabancı maddelerden tamamen temizlenmiş sudur ve ancak özel yöntemlerle elde edilir.

Su, bütün canlılar için vazgeçilmez hayatsal bir öğedir. İnsan besin almadan haftalarca canlılığını sürdürmesine karşın, susuz ancak birkaç gün yaşayabilir.Vücut için gerekli maddelerin çoğunluğu su içinde çözünmüş iyon olarak bulunur. Bu nedenle saf su insan vücudu için yararsızdır. Genel olarak, insan vücudunun 2/3’si sudur. Vücut suyunun %10’u kaybedildiğinde insan yaşamı tehlikeye girer, kayıp %20’ye ulaştığında ise ölüm meydana gelir.

Su Kaynakları

Doğada daima bir devir halinde bulunan su, denizden, göllerden vb. yüzeylerden güneş ısısı ile buharlaşarak havaya karışır. Daha sonra değişik meteorolojik şekillerde tekrar toprağa düşer. Buna ‘’hidrolojik devir’’ denir. Dünyamızdaki suyun %97’si denizlerde %2’si kutuplarda donmuş halde, %1’i de karada yani toprakta bulunmaktadır. Yeryüzündeki bu su buharlaşarak atmosferdeki soğuk tabakalara ulaşır ve yere yağmur, kar ve dolu şeklinde düşer.Su damlacıkları;

  • Tekrar buharlaşma ile atmosfere döner,
  • Bitkiler tarafından beslenme için alıkonulur,
  • Diğer önemli bir kısmı da yeryüzünün o bölgesindeki jeolojik oluşuma göre yer altı ve yer üstü sularını oluşturur.

Meteor Suları: Bu sular yağmur ve kar sularıdır. Erimiş maddeleri çok az bulundurur. Doğa sularının en temizidir. Fakat geçtikleri hava tabakalarından bazı gazları, endüstri dumanlarını ve radyoaktif serpintileri beraberce sürüklediklerinden daha havada iken hijyen bakımından içilemez haldedir. Hijyen bakımından uygun olmasalar da endüstri bakımından tercih edilen sulardır. Buhar kazanlarında daha az taş oluşumuna neden olurlar ancak yapılarında bulunan fazla karbondioksit boruları aşındırabilir.

Yeryüzü Suları

Akarsular: Bunlar mevsimlere göre yağmurlar, karlar ve yer altı sularıyla beslenen ve yeryüzünde daima hareket halinde bulunan sulardır. Hareketleri sırasında birtakım yabancı maddeleri fiziksel ve kimyasal olarak erimiş ve süspansiyon olarak yapılarına alırlar. Önemli miktarda organik maddeleri de beraberinde sürüklerler.

Durgun sular: Doğada bulunan durgun sular (Deniz, göl, bataklık suları). İnsanlar tarafından hazırlanan durgun sular (Baraj, havuz ve depo suları).

Yer Altı Suları

1- Kuyu ve artezyen suları: Yer altı su tabakasına sondajla delerek veya başka türlü açılan deliklerle ulaşılarak elde edilmiş sulardır.

2- Kaynak suları: Kendi kendine yeryüzüne çıkan sulardır.

3- Soğuk kaynak suları: İçme suları, tıbbî sular (maden suları).

4- Sıcak kaynak suları: Hipotermal 34 ºC’ den az olan ılık, homiotermal ( 34- 37 ºC arasında vücut sıcaklığında), hipertermal (40 ºC’ den yüksek sıcaklıkta) sulardır.

Suyun Vücuttaki Görevi ve Günlük Su İhtiyacı

Vücuttaki Görevi: Canlıların yaşamsal faaliyetlerinin devamında en önemli madde olan su, insan vücudunda da en fazla bulunan temel bir bileşendir. Yaşamsal faaliyetlerin gerçekleşmesinde suyun belli başlı görevleri vardır:

1- Su iyi bir eritkendir. İçinde çok sayıda madde eriyebilir. Hücrenin sitoplazmasında hemen hemen bütün maddeler erimiş olarak bulunur. Hücre dışı sıvılarında da çok çeşitli maddeler su içerisinde erimiş durumdadır. Ayrıca su, tepkimelerin oluşabileceği sıvı bir ortam hazırlar, enzim tepkimesine katılır ve iyonlaşma olaylarının gerçekleşmesini sağlar. Bu özellikleri sayesinde su: Besinlerin vücuda alınması, Sindirilmesi, Besin öğelerinin emilmesi, Hücrelere taşınması, Metabolizmasında görev yapar. Hücre çalışması su ve içinde çözünmüş maddelerle sürdürülür.

2- Metabolizma sonucu oluşan artık öğelerin akciğerlere ve böbreklere taşınarak vücuttan atılmasını sağlar.Organizmadan atılması gereken atık maddelerin; İdrarla ( günde yaklaşık 120mL ), Akciğer yoluyla ( 500 mL ), Deri yoluyla ( 300 mL ) dışarı atılması gerçekleştirilir. 

3- Vücut ısısının denetimini sağlar. Vücutta oluşan ısı terle dışarı atılır. Yaklaşık 1 Lt suyun buharlaşarak terle atılması 600 kalorilik ısıyı yok eder. Böylece vücut sıcaklığı normal derecede tutulmaya çalışılır. Su akciğer ve deri yoluyla buharlaşır, terle de su kaybı olur.

4- Kayganlaştırıcı bir madde olması nedeniyle birçok organın (örneğin eklemler) gerektiği gibi çalışmasını sağlar. Vücuttaki suyu belirlemek için suyun yerine vücut sıvıları terimi kullanılır.

Hücre dışı sıvıların başlıcalarını kanın plazması, hücreler arası boşlukları dolduran sıvı ve lenf oluşturur. Tükürük bezlerinin salgısı, safra, pankreas öz suyu, sindirim sistemindeki bezlerin salgıları hücre dışı sıvısı sayılır. Hücre içi ve hücre dışı sıvıları yoğunluk, hacim ve başka yönlerden dengede tutulur. Bu dengenin sağlanmasında değişik organlar görev alır. Vücuda alınan suyun çoğu ince bağırsakta, az olarak da kalın bağırsakta emilir ve vücut sıvılarına katılır.

Günlük Su İhtiyacı: İnsan vücudunun içerdiği su yaşa ve cinsiyete göre değişir. Çocukların vücudundaki su oranı yüksektir. Yaş ilerledikçe suyun yerini yağ alır. Yetişkinlerin vücut ağırlığının %50- 60’ı sudur. Şişmanlarda bu oran %50’ye düşer, zayıflarda ise %70’e çıkar. Su vücudun her yanına dağılmıştır. Vücuttaki suyun %60’ı hücre içinde %40’ı hücre dışındadır. Kas, karaciğer, böbrek gibi organlarda su oranı yüksek kemik ve dişlerdeki su oranı düşüktür. Vücutta oluşan artık maddeleri ve fazla ısıyı atmak için böbreklerden idrar, deriden ter, bağırsaklardan dışkı ve solunumla her gün vücuttan su atılır.

  • Normal durumlarda su kaybı en çok böbreklerde olur. Yetişkinlerde günde idrarla 1200–1500 mL su dışarı atılır.
  • Bağırsak yoluyla günde 100–300 mL su atılır. İshalde bu oran artar. Solunum (akciğerlerden) ve deri yoluyla su kaybı 300–400 mL kadardır.
  • Normal koşullarda vücuttan 2.5–3 litre su günlük olarak atılır. Su dengesinin sağlanması için bu suyun vücuda alınması gerekir.

Vücuttan su kaybı sonucu kan plazmasının yoğunluğu %1 artınca, beyindeki susama merkezi uyarılarak susama duygusu gelişir ve birey su veya yerini tutan içecek içer. Bir kalori için 1–1.5 mL su alınmaktadır. Su ihtiyacı içeceklerle, suyla, katı besinlerle ve metabolizma sonucu oluşan suyla karşılanır. Su ihtiyacını; Fazla protein alımı, Fazla tuz alımı ve kaybı , Kusma, İshal, Terleme, Ateşli hastalıklar, Sıcak çevrede çalışmak gibi durumlar artırır. Vücut su yetersizliğine çok dayanıksızdır. Hastalıklar ve su kaybının çok olduğu durumlarda zamanında su verilmezse hayat tehlikeye girer. İshal kusma gibi su kaybının arttığı durumlarda vücut suyunun azalmaması için su, tuzlu ayran ve sulu besinler verilmelidir. Özellikle ishalde su ve elektrolit dengesi tehlikeye girer. Bu durumda hastaya verilecek suyun içine belirli miktarda tuz ve şeker katılır. Hastanın bol bol bu karışımdan ve sulu gıda alması sağlanır. Yiyeceklerine tuz eklenir.

Suyun Özellikleri

İçme ve kullanma suları: Genel olarak içme, yemek yapma, temizlik ve gıda maddelerinin hazırlanması (gıda maddesi ile doğrudan temas eden ) vb. amaçlar için kullanılan, orijinal haliyle veya arıtıldıktan sonra bu standartta belirtilen özellikleri sağlayan dere, nehir, göl, baraj ve benzeri sular ile kaynak sularıdır. Kullanım amacına yönelik olarak değişik su standartları geliştirilmiştir.

Su kalitesi: Değişik amaçlarla kullanılan her suda olması gereken özellikler vardır. Bunlara kullanma sularının standartları denir. Örnek olarak, içme ve içecek olarak kullanılan sular, fabrikaların atıklarını bıraktığı sular santrallerde soğutma suyu olarak kullanılan sular, tarımda ve balık havuzlarında kullanılan sular için belirlenen özellikler vardır. Bununla birlikte, konutlarda içme suyu dışında, temizlik amacıyla kullanılan suların da bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu sular mikroplu, kirli ve fazla sert olmamalıdır.

Kaliteli su: Her zaman güvenilir, lezzet, renk ve kokusu değişmeyen, tüketicilerin beğenisine uygun sudur.

İşlenmiş içme suyu: Yer altından gelen su, ileri teknoloji ile saflaştırılıp, ozonlama işleminden geçirilir ve damak zevkine uygun minerallerin ilave edilmesinin ardından tüketiciye sunulur.

Aşağıda içme ve kullanma sularının fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri verilmektedir.

Suyun Fiziksel Özellikleri

Su bulunduğu şartlara bağlı olarak katı, sıvı ve gaz hallerinde bulunabilir. Yoğunluğu büyük ölçüde sıcaklığa bağlıdır. Suyun fiziksel özelliklerinden sıcaklığı, bulanıklığı, rengi, lezzeti, kokusu, geçirgenliği ve pH’sı önemlidir.

Sıcaklık: İçilebilir suyun sıcaklığı 7–12 0C olmalıdır. Çok soğuk ve sıcak suların içimi hoş değildir. Sıcak suların içim tadı yavan, kaynak suları genelde serindir.

Bulanıklık: Suyun bulanıklığı içindeki asılı ve kolloidal durumda bulunan organik ve inorganik maddelerden ileri gelir. Organik maddeler arasında patojen mikroorganizmaların bulunabileceği de ayrıca unutulmamalıdır. Bulanık sular daima şüpheli sular olarak kabul edilmelidir. İçme ve kullanma sularının berrak olması da hijyen yönünden önemlidir. Kaynağı ne olursa olsun önceden ne gibi temizleme işlemine tabi tutulursa tutulsun bulanık suların içilmemesi, işletme ve ev işlerinde kullanılmaması gerekir. Hatta borularda tortu bırakmaları dolayısıyla endüstride bile kullanılmamalıdır. Depolanmış suda 10 m derinliğindeki cisimler fark edilmelidir.

Suyun rengi: Suyun rengi hakkında karar verebilmek için suya süzüldükten sonra bakılmalıdır. Çünkü suyun rengi genellikle suda kolloidal halde bulunan organik ve inorganik maddelerden, bazen de endüstri sularında erimiş kimyasal maddelerden ve boyalardan ileri gelir. Az miktardaki su renksiz olmasına karşılık kalın tabaka halinde doğal olarak mavimtırak renktedir. Fakat demir bileşikleri, kolloidal organik maddeler ve özellikle de bitkisel kaynaklı maddeler süspansiyon halinde bulunduklarında suyu renklendirirler. İçinde demir tuzları (ferro) bulunan sular sarı renkte olup havalandırılınca kırmızımtırak çökelek verirler. Granitli kayalardan gelen sular hafif esmerimtrak bir renk taşırlar. Ayrıca suda yosunların ve mikroorganizmaların üremesi de suya yeşilimsi bir renk vermektedir.

Suyun kokusu: Genellikle iyi nitelikli su kokusuzdur. Suyun kokulu oluşu birçok nedenden ileri gelir. Bu nedenler genellikle mikroorganizmaların fermantasyonu, dışkı, idrar karışması, organik maddelerin ayrışması, endüstriyel artıkların ve çeşitli atıkların karışması şeklinde sayabiliriz. Ayrıca derin yer altı sularında sülfatların ayrışmasıyla oluşan kükürtlü hidrojen, suların içinde yaşayan algler, protozoonlar, çeşitli mikroorganizmalar ve bazen de suların nakledilmelerinde kullanılan boru ve kaplar kokunun oluşmasına neden olur. Ayrıca suların dezenfeksiyonunda kullanılan klor ve iyot da suya kendilerine özgü kokularını verir.

Suyun lezzeti: Suyun lezzeti, suda erimiş oksijen ve karbondioksit gazlarına, içerdiği diğer kimyasal maddelere, suyun sıcaklığına ve soğukluğuna göre değişmektedir. Suyun lezzeti doğal ve hoş içimli olmalıdır. Aksine ekşi, acı, tuzlu, madeni veya kekremsi olmamalı, lezzetini değiştirmemeli, içildiği zaman boğazda kuruluk, buruşukluk ve midede de şişkinlik hissi vermemelidir. İçilen suyun, istenilen taze su lezzeti, içerdiği oksijen ve karbondioksit gazlarından oluşmaktadır. Suyun ısıtılması halinde bu gazlar buharlaşarak uçacağından suda yavan ve tatsız bir lezzet oluşur. Suda bulunan mineral maddelerin oranı az ise suda kabul edilebilir bir lezzet vardır. Mineral maddelerin çokluğu suyu içilemez bir hale getirebilir.

Geçirgenlik: Suyun elektrik akımına direnci saf olduğu zaman çok şiddetlidir. Çözünmüş madensel tuzları içerdiği zaman ise elektrik akımı direnci azalır. İyi kaliteli su, elektrik akımına karşı sabit bir direnç gösterir.

pH derecesi: Suyun pH’ı suda kalsiyum bikarbonat ve alkali tuzlar bulunursa alkali, fazla karbondioksit varsa asit reaksiyon gösterir. Suyun fazla alkali olması kokuşmanın varlığını gösterir. Asiditesi karbondioksitten başka asitlerden oluşan suların aşındırıcı ( korozif) özellikleri vardır. Suyun pH’ı nötr veya hafif alkali olmalıdır. Kaynak sularında pH 7.0–8.5, içme ve kullanma sularında pH 6.5–9.2 sınırları içinde olmalıdır.

Suyun Kimyasal Özellikleri

Bütün oksitlerin ve belki de bütün bileşiklerin en önemlisi sudur. H2O kimyasal formülüne sahip olan su molekülü çizgisel değildir. H-0-H da oksijen bağları arasındaki açı 104.5o ’dir. Her iki hidrojen tarafı, oksijen tarafına nazaran pozitif olduğundan molekül polar kovalent bağlar ihtiva eder ve dolayısıyla net bir dipol momente sahiptir.

Oksijen: Oksijen, erimiş halde hava ile temas eden sularda bulunmaktadır. Bulunan oksijen oranı, Suyun yüzeysel veya derin olmasına, Kokuşmuş maddelerin bulunup bulunmadığına, Sıcaklığına, Hava basıncına,  Bulunan madensel tuzlara, Suda yaşayan canlılara ·Suyun dalgalı, çarpıntılı olmasına göre değişir.

Genellikle dalgalandıkça ve aktıkça havadan oksijen alan temiz sular, litresinde 12 ml kadar oksijen içerirler. Bu sularda kokuşma maddeleri bulunduğunda, oksijen bu maddeler tarafından sarf olduğundan miktarları çok azalır. Bununla beraber hiçbir kirliliğe bağlı olmadığı halde yer altı sularında oksijen miktarı litrede 6-7 mL’ ye düşebilir. Derinden gelenlerde ise hiç yoktur. Fakat bu yokluk bir kirlilik anlamını taşımaz. Bu sular yeryüzüne çıkıp da hava ile temas edince az çok oksijen alırlar. İçme sularında oksijen bulunmasının sağlık üzerine doğrudan bir tesiri yoktur. Ancak suyun lezzetini etkilediğinden az miktarda bulunması gerekir. Fazlası ise sulara kemirici (agresiv ) özellik kazandırmaktadır.

Karbondioksit: Karbondioksit hemen hemen her suda çok az bulunur. Bunun sağlığa bir zararı yoktur. Fakat suyun lezzeti üzerine etkisi vardır. Karbondioksiti uçurmak için yapılan ısıtma işlemi suları lezzetsiz yapar. Genel olarak karbondioksit oranının olabildiğince az olması istenir. Aksi takdirde suda bazı maddelerin fermentasyonu sonucu kokuşma belirtisidir. Litrede 5 mg karbondioksit kabul edilebilir sınırlardadır. Ancak en fazla karbondioksit oranı çok derinden elde edilen gazlı maden sularındadır. Yaklaşık litrede 2-3 mg’dır. Bunun kokuşma ve fermentasyonla ilgisi yoktur. Fazla miktarda karbondioksitin olması halinde suyun pH’sı düşer ve fazla bir asidik ortam oluşur. Böyle sular korozif özellik kazandıklarından boruları, bulundukları kapları aşındırırlar. Kurşun, bakır, çinko gibi madenleri de içerirler. Sonuçta madensel zehirlenmelere neden olurlar.

Sularda Sertlik

Bir suyun sertliği içindeki başlıca çözünmüş kalsiyum veya magnezyum tuzlarından ileri gelip suyun sabunu çökeltme kapasitesidir. Sabun, suda özellikle her zaman için bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonları tarafından çökeltilir. Fakat bu çökeltme aynı zamanda Fe, Al, Mn ve Zn gibi çok değerli metaller ve hidrojen iyonları tarafından da meydana getirilir.

Sertlik, suyun sabunu çözebilme özelliği olarak ifade edilir.Doğal kaynaklardaki su havadan karbondioksidi alarak asidik özellik kazanır.Böyle bir su magnezyum ve kalsiyum tuzlarından oluşan kayalarla temas ettiğinde onların içindeki tuzları çözerek magnezyum ve kalsiyum iyonları içeren sert sular oluşur. Bununla beraber gösterilebilecek miktarlarda bulunan sertlik verici diğer iyonları da kapsayabilir.

Geçici sertlik (karbonat sertliği): Kalsiyum ve magnezyum bikarbonatlarından meydana gelen sertliklere denir. Geçici sertlik bikarbonatlardan ileri geldiğinden, suların kaynatılması ile giderilir. Kaynatma sırasında ısı etkisiyle bikarbonatlar karbonat, karbondioksit ve suya parçalanır. Oluşan magnezyum ve kalsiyum karbonatlar çökerek ortamdan uzaklaşırlar.

Kalıcı sertlik (karbonat olmayan sertlik): Kalsiyum ve magnezyumun klorür, nitrat, sülfat, fosfat ve silikat tuzlarından meydana gelen sertliklere denir. Kalıcı sertlik kalsiyum, magnezyum sülfat ve klorürden ileri geldiği için kaynatılmakla giderilemez. Bunun için değişik yöntemler kullanılır.

Sertlik bütünü (toplam sertlik): Geçici ve kalıcı sertliğin toplamıdır.

Sertlik birimleri olarak değişik tanımlar kullanılmaktadır. Bunlardan en çok kullanılanları şunlardır;

1- Fransız sertlik derecesi ( ° f) : Litrede 10 mg kalsiyum karbonat (CaC03) kapsayan suyun sertliği, 1 Fransız sertlik derecesidir.

2- İngiliz sertlik derecesi ( ° e) : 0.7 litre (1 galon) suda 10 mg kalsiyum karbonat (CaC03) kapsayan suyun sertliği, 1 İngiliz sertlik derecesidir.

3- Alman sertlik derecesi ( ° dH) : Litrede 10 mg kalsiyum oksit (CaO) kapsayan suyun sertliği, 1 Alman sertlik derecesidir.

İçme ve kullanma sularının sınıflandırılması aşağıdaki tabloda verilmiştir.

İçme ve kullanma sularının Alman ve Fransız sertlik derecesi cinsinden sınıflandırılması

İçme ve kullanma sularının Alman ve Fransız sertlik derecesi cinsinden
sınıflandırılması

Yer altı suları yüzey sularından daha serttir, çünkü bu sular yer altında bulunan madensel maddelerle daha çok temastadır. Yumuşak sular borularda sert sulardan daha fazla korozyona sebep olur. Cu, Zn, Pb, Cd gibi su dağıtma sistemlerinde bulunabilecek ağır metaller çok sert sularla borularda kabuk (kireç) oluşturur. Sert sular aynı zamanda mutfak eşyalarında kabuk (kireç) yapar ve sabun sarfiyatını artırır. Yarım kilogram kireç 4.5 kg sabun sarf ettirir.

Sert suların kullanma zorunluluğu dışında içilmesinde aşağıdaki zararlar vardır:

  • Mide asiditesini nötürler, bu yüzden midedeki sindirimi güçleştirir ve geciktirir.
  • Vücudun sudan kalsiyum alma olanağını ortadan kaldırmış olur.
  • Vücuda fazla sodyum iyonu girerek, kanın tampon dengesi bozulur. Bunun sonucunda harici tesirlere ve bilhassa mikroplara dayanıklılık azalır, metabolizma bozulur, deri ve dolaşım hastalıkları baş gösterir.
  • Bağırsaklarda safra asitlerini nötrleyerek tesirlerini ve dolayısıyla buradaki sindirimi azaltır, karaciğer, safra yolu nezlelerine sebep olur.
  • Vücuda giren fazla alkaliyi böbrekler tutarak dışarı atmak için çok yorulur. Bu gibi sular idrarın reaksiyonunu da alkaliye döndürdüklerinden, bütün idrar yolu boyunca oksalat, fosfat ve karbonat taşlarının kolayca oluşmasına sebep olur.
  • Bu gibi sularla vücudu yıkamak da doğru değildir. Çünkü fazla alkali, derinin yüzeyini eriterek koltuk altı, apış arası, parmak ve bilhassa ayak parmakları arasında pişik gibi dermatozların, zedelenmelerin meydana gelmesine sebep olur. Uzun müddet bu gibi sularla yıkananların saçları, kirpik ve kaşları dökülür.
  • Bu gibi sularla sulanan bitkiler, çiçekler büyüyemez ve kurur.
  • Böyle suya konan akvaryum balıklarının da yaşaması zorlaşır.

Suyun Mikrobiyolojik Özellikleri

Doğal kaynaklardaki su, doğal mikroflorasında bulunan bakteriler ile topraktan kaynaklanan bakterileri içerebildiği gibi insan ve hayvanların doğal bağırsak mikroflarasında bulunan bakteriler ve bağırsak patojenlerini de içermektedir.

Suda bulunan bakteriler: üretim, hasat, işleme ve çeşitli aşamalarda gıda ile temas ettiğinde veya gıdalara eklendiğinde önemli bulaşma kaynaklarından birini oluşturur. İçme suları sağlık açısından her türlü mikrobiyolojik tehlikeden arınmış olmalıdır. İçme ve kullanma sularının 1cm3 ’ ünde 500’ den fazla aerob bakteri ve 100 cm3 ’ ünde ise koliform bakteri ürememelidir.

Suların mikroorganizmalardan arındırılması: Sedimantasyon, Koagülasyon, Yumuşatma, Filtrasyon, Dezenfeksiyon gibi aşamaları içerir.

Yaygın olarak kullanılan dezenfeksiyon yöntemleri; Klorlama, Ozonlama, Ultraviyole, Radyasyon, Filtrasyon

Klorlama işlemi bazı patojen bakteriler ve parazitlerin kistlerine karşı etkisizdir. Bunların bulunma olasılığı yüksek olan sulara klorlamanın yanında filtrasyon işlemi de uygulanmalıdır. Suyun dezenfekte edilmesi psikrofil bakteri artışını kontrol altına almaya yeterlidir. Hijyenik rutin kontroller koliform ve fekal-koli testi ile sürdürülür. Koliform bakterinin sularda tespiti için membran filtrasyon veya tüp fermantasyonu yöntemi kullanılır. Membran filtrasyon yöntemi kullanıldığında analiz edilen örneklerin aylık ortalamasındaki koliform bakteri sayısı 1/100 ml’yi geçmemelidir. Tüp fermantasyon yöntemi kullanıldığında ise, yapılan analizlerde koliform pozitif %10’u aşmamalıdır. Sularda her gün bakteri kontrolü yapılmalıdır.

İçilebilir Nitelikteki Suyun Özellikleri

  • İçilebilir nitelikteki su,
  • Bulanık olmamalı,
  • Berrak, renksiz, kokusuz ve tortusuz olmalı,
  • Kendine has bir tadı bulunmalı,
  • Zararlı kimyasal maddeleri içermemeli,
  • Hastalık yapıcı mikroorganizmalardan arındırılmış olmalı,
  • Sıcaklığı 15 °C’den daha düşük sıcaklıkta olmalıdır.
Yorum Yap

Cevap Yaz!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top
izmir escort