Türkiye’de ki Trafik Sorunu Üzerine!

İnsanların, hayvanların ve taşıtların kara, hava, deniz, demir yollarındaki hareketlerine “Trafik” denir. Trafik kültürü ise trafikte sergilenen davranışlar bütünü olarak tanımlanabilir. Bir ülkenin, bir kentin veya bir mahallenin trafik kültürü ile eğitim sistemi, sosyal yaşamı hatta sosyolojik ve psikolojik yapısı hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.

Trafik kuralları evrensel kurallar bütünü olduğu için herhangi bir görüşü, ideolojiyi temsil etmez. Kurallara uymak insani bir zorunluluktur. Zorunluluktur, çünkü trafikte güven içerisinde seyahat etme vardır. Dünya üzerindeki her yerleşim alanında kurallar gayet basit bir şekilde konulmuştur. Örneğin; hayatımızda en çok karşılaştığımız trafik ışıklarının ve yaya geçitlerinin anlamı oldukça basittir. Bunu anlamak için ehliyet veya araç sahibi olmanıza hiç gerek yoktur. Standart bir trafik ışığında yeşil (geç), sarı (hazırlan) ve kırmızı (dur) renkleri bulunur. Yaya geçidi ise bir cadde üzerinde yayaların yolun karşısına geçmesi için özel olarak işaretlenmiş (sinyalizasyonlu veya sinyalizasyonsuz) bölümdür. Bunun dışında yerleşim yeri içinde araçla en fazla 50 km hız sınırı bulunuyor. Bu kadar! Yani bir kentte huzurlu bir şekilde seyahat etmek için çokta teknik bilgiye sahip olmak gerekmiyor.

Ancak gelin görün ki durum böyle değil! Yüksek sesli müzik ve abart egsozlarla kulağımızı tırmalayanlar, yolun ortasında drift atan modifiye araçlar, kaldırımı işgal eden otomobiller, şehir içinde güpegündüz bir başına gezinen kamyonlar, 100 mt’lik yolu ralli pistine çeviren sürücülerden gerçekten bıktık usandık. Her şey bir yana kırmızı daha sarıya dönüşmeden kornaya basma veya selektör yapmanın hastalık haline geldiği bir topluma dönüşmeye başladık.

Trafik cezalarını arttırarak veya adım başına polis koymakla çözülemeyeceğini eninde sonunda öğrenmiş olduk. Çünkü yukarıda saydığım şeyler için hali hazırda bir ton ceza bulunuyor ve her gün binlerce kişiye bu davranışlardan ceza uygulanıyor. Sonuç: Sıfır!

Tabi bu olumsuzlukları öyle kanıksadık ki yaşamımızda olağan bir hale gelmeye başladı. Bir arkadaşım iş gereği İstanbul’dan kalkıp İsveç’e yerleşti.

Dediği cümle şu; “burada hayat çok sıkıcı, trafikte neredeyse hiç ses yok gibi”.

Tahammülsüzlüğün ve zorbalığın kol gezdiği güzel ülkemin trafiğinde suçu hiç devlete veya bir başka kuruma atmaya gerek yok. Bu tamamen ezikliğin, eğitimsizliğin ve kendini üstün görmenin bir sonucudur. Devlet seni yavaşlatmak için yola kasis diye bir şey yapmış! Hani hızlı bir şekilde üstünden geçersen aracının ön takımlarının büyük hasar almasını sağlayan şey! Yetmemiş polis veya jandarmanın ulaşamadığı alanlara maket (polis veya jandarma) arabaları yerleştirilmiş. Buna rağmen bile kasisi veya maketi dinleyen var mı? Bence kasis, maket falan hikaye! Toplum yavaşlamayı bilmiyor. Her şeyi hızlı yaşamak istiyor. Evden hızlı çıkıyor, hızlı işe gidiyor, hızlı yemek yiyor, hızlı içiyor, hızlı sevişiyor. Kısaca hayatı hızlı yaşamak istiyor. Eee bari birazda hızlı sürsün ne olacak değil mi!

Size son olarak Twitter aleminde denk geldiğim bir sözü paylaşayım.

İsveç’te diyorlar ki; “Eğer bir yerde çok fazla kasis varsa orada trafik kültürü düşüktür.”

Bende sordum, “sebep?”

Onlar da şöyle açıkladılar: “Tabelayı okumak yetmiyorsa, okuduğunu anlamıyorsa, fiziksel engel ile durdurmak zorunda kalıyorsun demektir. Bu aynı şekilde kaldırım yüksekliği için de geçerlidir, kaldırımlar yükseldikçe medeniyet iner.”

Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü mezunuyum. Aynı Üniversite’nin Fen Bilimleri Enstitüsün'de Ortaöğretim Fen ve Matematik Alanları Eğitiminde (Biyoloji Öğretmenliği) Tezsiz Yüksek Lisans yaptım.

Yorum Yapınız:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Site Footer